Martin Eden – Jack London

Okumaya başlar başlamaz anlamıştım Martin Eden’ı seveceğimi, her kitap önerisi sorana tereddütsüz önereceğimi ve okuyalı uzun zaman olmasına karşın zihnimde çakılı kalacağını. Ah Martin Eden ah keşke senin gibi bir dostum olsaydı, ne çok şey öğrenirdim senden.

Kitabın yarı-otobiyografik bir roman olduğunu, yani Jack London’ın kendi hayatından kesitler sunulduğunu bilmenizi isterim. Jack London acılarla, yorgunluklarla dolu ve ekmeğini kazanmak için -onun tabiriyle- çocuk yaşlarından beri adeta bir yük hayvanı gibi çalışmak zorunda kaldığı hayatı derinden etkiledi beni. Böylesine zor bir hayatı şiirsel bir dille ve akıcı üslubuyla okuyucuyu sarsarak sunan Jack London’a hayranlığım bir kat daha arttı.


Konusundan bahsedecek olursam:

İşçi sınıfından olan ve gemilerde çalışan kahramanımız Martin Eden, aristokrat sınıfına mensup Ruht’a aşık oluyor.

Martin, aradaki sınıf farkını eritmek için saplantılı bir şekilde okumalar ve araştırmalar yapıp tüm zamanını öğrenmeye adayarak, adeta kendini baştan yaratıyor. Varoş bir mahallede yaşayan, eğitimsiz, konuşurken kelimeleri düzgün seçemeyen, kaba saba konuşan bir adam çünkü.
Hayranlık duyduğu üst sınıfa ulaşmak için kültürel bir açlıkla boğuşmaya başlıyor ve hayatı boyunca kitap okumamış biri olarak ütopik bir hedef belirliyor kendine: “çok büyük bir yazar olacağım”.

Kütüphanelerde sabahlıyor ve tutkuyla yazmaya başlıyor. Fakat kimse onun bu tutkusunu ciddiye almıyor, aşık olduğu kadın bile… Yazılarını dergilere, yayın evlerine göndermeye başlıyor, yüzlerce red cevabı alıyor. Ümitsizlik ruhunu okşasa da yılmıyor.

Martin Eden; diplomalı cahillere, eğitimli görünen burjuvazinin sorgulamayan ve birbirinin aynısı olan fikirlere sahip beyinlerine, sistemin çarpıklıklarına dair muhteşem eleştiriler getiriyor.

Bir gün ölüp gideceğiniz şu dünyada toplumun üstün olarak kabul gördüğü statülere ve etiketlere sahip olmak için, tüm zamanınızı bu uğurda harcamanın sahte bir mutluluk getireceğine ve bu heveslerin egonuzla olan ilişkisini yüzünüze çarpıyor. Gerçek mutluluğun paradan, şöhretten, mevkilerden öte bir şey olduğunu gözler önüne seriyor.

Alıntılar:
  • “Seni kitap okuyan insanlarla tanıştıracağım. Hayat, ancak böyle insanlarla bir araya geliyorsan yaşanmaya değer.”
  • “Bir kadının yüzüne bakıp sarhoş olacağımı hiç sanmazdım.”
  • “Üslubunuz kimliğinizdir.”
  • “Merhamet; elinde kalan son ekmeği yanındaki sokak köpeğiyle paylaşmak değildir. Merhamet; köpek kadar açken elinde kalan son ekmeği yanındaki sokak köpeğiyle paylaşmaktır.”
  • “Aşk, inanmaktır… sevgiline gönlünü verdiğin gibi ruhunu da vermektir. Gerekirse benliğini teslim etmektir. Ruhundan ruh, gücünden güç katmaktır. “
  • “Kadınlar, yüzyıllardır gözleriyle konuşurlardı.”

Çevirmen: Yiğit Yavuz (Özellikle Yiğit Yavuz çevirisini okumanızı tavsiye ederim.) link
Tür: Roman
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 520
Puanım: 10/10

Not: Yukarıda paylaştığım afişten gördüğünüz gibi Martin Eden film oldu. 2019’da İtalyan yönetmen Pietro Marcello imzasıyla Venedik Film Festivali’nde ilk gösterimi yapılan filmin Türkiye’ye ne zaman geleceğini merak ediyorum. Kitabın hissettirdiklerinin çok uzağında kalacağına dair ön yargım olsa da izlemeyi çok istiyorum.

Keyifli okumalar…

YORUM YOK

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz