İroninin dozunu her daim yüksek tutan Kurt Vonnegut yine yapmış yapacağını. Amerika’nın sahte Hristiyan klişeleriyle dalga geçip, gereksiz hırslara kapılarak yaşamayı ve insan olmayı unutan bünyelerin acınası hayatlarını nefis bir kurguyla aktarmış bizlere.

Kısaca konusundan bahsetmem gerekirse:

Kahramanımız dünyanın sayılı zenginlerinden Elilot, tüm servetini kurucusu olduğu vakıf aracılığıyla yoksul insanlarla paylaşmak istiyor. Tüm insanların eşit şartlarda yaşamaya hakkı olduğuna inanıyor çünkü. Sınıf ayrımının şaha kalktığı Amerika’da başkalarını tüm etiketlerinden sıyırıp sadece “insan” oldukları için düşünüyor.

Bir çok Amerikalı’nın yüzüne dahi bakmadığı insanların hayat mücadelelerine destek olup, onları mutlu etmeye adıyor kendini. Bu nedenle de başta babası olmak üzere kapitalist çevresini hayrete düşürüyor.


Hatta bir avukat bu sebeple Rosewater’ın deli olduğu iddiası ile onu akıl hastanesine attırıp servetine el koymaya çalışıyor. Ve hiç kimse yadırgamıyor bu durumu. Vicdanen yoksullara destek olmak en ulvi duygulardan biri olmasına rağmen, çevresindeki kapitalist zümreye göre servetini paylaşmak delilik olarak addediliyor çünkü.

Yazarın ince mesajlarını, eğlenceli ve bir o kadar da düşündürücü tespitlerini böylece okumaya başlıyorsunuz.

Sistemin amansız muhalifi Rosewater karakteriyle kara mizaha doyacağınız, hicvin en eğlenceli halini okuyacağınız ve Amerikan Rüyası’nın ahlak yoksunluğunu yüzünüze çarpa çarpa vuran güzel bir kitaptı.

Altını çizdiğim bazı bölümler ise şöyle:
  • ‘’Dünyalı bir milyonerin elindeki güce bakın! Bana bakın! Ben de çıplak doğdum –tıpkı sizin gibi- ama sevgili dost ve komşularım, her gün binlerce dolar harcayabilirim!’’
  • “Eliot’un en sevdiği Trout kitaplarından biri, tek konusu nankörlük olan bir romandı. Adı “Teşekkür Ederim Birinci Bölge Mahkemesi” idi. Kendilerine yapılan bir iyiliğe yeteri kadar teşekkür etmedikleri sanılan insanlar çıkarılıyorlardı bu mahkemeye.
  • Davalı duruşmayı kaybederse, mahkeme ona bir seçenek tanıyordu; ya davacıya herkesin önünde teşekkür edecek ya da kuru ekmek ve sudan başka hiç bir gıda almaksızın bir ay kapalı hücre cezasına çarptırılacaktı. Trout’un anlattığına göre,hüküm giyenlerin yüzde sekseni hücreyi seçiyordu.”
  • “Fabrikalar, çiftlikler, ırmağın öte yanındaki madenler – hemen hepsi otomatik olarak işletiliyor artık. Amerika bu insanlara artık savaş için bile ihtiyaç duymuyor.”
  • ‘’Aslında birçok kişinin komünist diye nitelendirebileceği düşüncelerim var’’ dedi Eliot. ‘’Ama Allah aşkına söyle baba, hem yoksullarla çalışıp hem de zaman zaman Karl Marx’la karşılaşmamak mümkün mü? Ya da İncil’le? Bu ülkede insanların hiçbir şeyi paylaşmamalarını korkunç buluyorum. Bebeğin biri, doğduğunda ülkenin büyük bir parçasına sahip olsun –benim gibi- bir başka bebeğin de hiçbir şeyi olmasın: Buna izin veren bir devleti vicdansız sayıyorum ben. Bana kalırsa, devlet hiç olmazsa bebekler arasında eşitçe bölmeli her şeyi.  Yaşamak zaten güç, bir de durmadan parayla mı  uğraşsın insanlar? Herkese yetecek kadarı var bu ülkede, biraz paylaşmak yeter.’’

Keyifli okumalar.

Orjinal adı: God Bless You, Mr. Rosewater
Çevirmen: Sinan Fişek
Tür:Roman
Sayfa Sayısı: 208 Sayfa
Puanım: 8/10

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz